Nöroloji Uzmanı Yrd. Doc. Dr. Sevda Sarıkaya

21 Eylül Dünya Alzheimer Günü, farkındalık yaratın, unutmayın!
Nöroloji Uzmanı Yrd. Doc. Dr. Sevda Sarıkaya
Alzheimer Hastalığı Konusunda Merak Ettikleriniz

Alzheimer Hastalığı Konusunda Merak EttiklerinizAlzheimer Hastalığı Konusunda Merak Ettikleriniz

-Alzheimer hastalığı anlayacağımız şekliyle nedir?
Alzheimer Hastalığı en basit tanımıyla öncelikle bellek fonksiyonları olmak üzere zihinsel yeteneklerimizin yavaş yavaş kaybolmasıdır. Beyin hücre ölümü ile birlikte zihinsel yeteneklerimizi yavaş yavaş yitirme durumumuza ana başlık olarak Demans deriz. Alzheimer ise bunun en sık görülen alt türüdür. Diğer demanslardan en büyük farkı ise ilk belirtisinin bellek fonksiyonlarında gerileme yani unutkanlık olmasıdır.
 
Peki bu hastalığı tetikleyen nedenler neler?
Bununla ilgili birçok şey söyleyebiliriz. Ancak bu demek değildir ki sayacağım etkenlerin olması ileride kesinlikle Alzheimer olacağımızın habercisi. Bu etkenler sadece o kişide Alzheimer hastalığının ortaya çıkma riskini artırır. Mesela Diyabet (şeker hastalığı), Hipertansiyon (yüksek tansiyon) ve Hiperkolesterolemi (kan yağlarının yüksekliği) bu etkenlerden bazılarıdır. Beslenme tarzımız da önemlidir. Akdeniz diyeti ile beslenme hastalığa yakalanma riskini düşürürken, fazla yağlı beslenme ve obezite (şişmanlık) bu riski artırmaktadır. Depresyon da yine hastalığa yakalanma riskini artıran etkenlerden birisi. Bazı çalışmalarda, hayatları boyunca bir veya birkaç defa derin depresyon atağı geçiren kişilerin Alzheimer hastalığına daha fazla yakalandıkları ortaya konmuştur. Kadın olmak yine risk faktörleri arasında. Kadınlarda Alzheimer hastalığı erkeklere oranla daha fazla görülür. Bununla ilgili de değişik teoriler vardır. Kadınların yaşam süresinin daha uzun olması ya da menapoz sonrası östrojenin koruyucu etkisinin ortadan kalkması gibi… Ailemizde birisinde Alzheimer hastalığı varsa bizdeki risk normal popülasyonun iki katına çıkar. Yaşla birlikte de risk ciddi artış gösterir. Özellikle 60-65 yaş sonrası için her beş senede bir risk iki katına çıkar. Öyle ki 90’lı yaşlarda artık risk % 50 civarındadır. Tabi bu da iki kişiden birisi Alzheimer hastası demektir. Geçmişte diazem türü ilaçlar kullanmak da Alzheimer hastalığına yakalanma riskini artıran etkenlerden birisidir.
 
-Stres burada nerede duruyor?
Aslında her hastalıkta olduğu gibi stres burada da çok önemli bir yerde duruyor. Depresyonun kendisi bile direkt beyin hücre ölümüne neden oluyor. Sonuçta Alzheimer hastalığı da beyin hücrelerinin ölümü ile seyreden bir hastalık. Stres hastalığın ortaya çıkışını erkene çeken bir faktör.
 
-Görülme sıklığı ve Türkiye'deki yoğunluğu nasıl bir seyir izledi?
Alzheimer hastalığının görülme sıklığı eski zamanlara göre daha fazla. Bunun en önemli nedeni yaşam süresinin uzaması. Bir diğeri de hastalığa tanı konulma oranının artması. Ancak yine de size şöyle bir rakam vereyim ki şu anda Türkiye’de 600.000 tane Alzheimer hastası olduğu tahmin edilmekte, bunların sadece 150.000 tanesinin tanısı konulmuş. Burada biraz da bizim kültürel yapımız devreye giriyor. Aileler yaşlanınca unutmanın normal bir durum olduğunu düşünüyorlar. Bu konudaki bilinçlilik düzeyini artırmak çok önemli. Ben 2011-2012 senelerinde Ankara’da “Unutmak normal yaşlanmanın doğal bir sonucu mudur?” başlıklı bir dizi konferans düzenledim. Aslında bir şekilde başlarda bana iğneyle kuyu kazmak gibi geliyordu ancak basının da desteği ile Ankara’da büyük kitlelere ulaştık. Daha sonra tüm Türkiye'ye yayıldı. Bu tür gönüllü konferansların sayısını artırabilirsek sizlerin de desteği ile Türkiye’deki bilinçlilik düzeyini artırıp açıkta kalan 450.000 kişiyi de yakalayabiliriz.
 
-Erken tanı ne kadar önemli?
Erken tanı elbette çok önemli. Hem hastalığın gidişini yavaşlatan ilaçları başlamak açısından önemli, hem de hastanın ve yakınlarının geri kalan yaşam sürelerini kaliteli bir şekilde öğrenmelerini sağlamak açısından önemli. Aslında tanı sonrası ciddi bir eğitim süreci de beraberinde başlıyor. Hasta yakınları nelerle karşılaşacaklarını öğreniyorlar. Karşılaştıkları sorunlara nasıl çözüm üretebilecekleri konusunda eğitiliyorlar. Burada hastanın hekimi yol gösterici olmalıdır. Her türlü problemde mutlaka takip eden hekiminden görüş almalılardır.
 
-Tedavisi var mı?
Şu anda elimizdeki mevcut ilaçlarla hastalığın gidişini yavaşlatabiliyoruz ancak durduramıyoruz. Durdurmaya yönelik ilaçlarla ilgili çalışmalar da başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dünyanın dört bir tarafında yürütülmekte. Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik tedavinin yanı sıra araya giren psikiyatrik durumları tedavi etmek de büyük önem taşır. Araya depresyon girebilir, kaygı bozukluğu girebilir, düşünce bozuklukları girebilir. Ve bunların tanıları normal sağlıklı bir bireyde konulduğu kadar kolay olmaz. Özellikle Demans, Alzheimer hastalığı konularında tecrübe sahibi hekimlerin değerlendirmesinde fayda vardır. Araya giren bu durumlar uygun tedavi edildiğinde hastada belirgin düzelme gözlenir. Bu açıdan tedavi tek yönlü değildir.
 
-Bir şekilde korunma yöntemi var mı?
Bu konuda da yapılmış birçok çalışma var ve inanın ki bu konu bile başlı başına bir röportaj konusudur. Ben size kısaca birkaç şey söyleyeyim. Zihinsel aktivite çok önemli. Bu her bireyin kendi entelektüel düzeyine göredir. En sağlam zihin egzersizi hangi yaşta olursak olalım yeni bir dil öğrenmektir. Briç oynamak da önemli bir zihin egzersizidir. Bir de bilgisayardaki bazı strateji oyunları da beyin hücreleri arasındaki bağlantıların çalıştırılmasında gayet iyi egzersizlerdir. Daha basit egzersizler ise Sudoku tarzı bulmacalar çözmek, 51 oynamak gibi… Akdeniz diyeti ile beslenmenin de Alzheimer hastalığı ortaya çıkma riskini düşürdüğünü bildiren çalışmalar vardır. Spor yapmak, yürüyüş de riski azaltan faktörlerden. Hatta son dönem yayınlanan bazı çalışmalarda basit pilates egzersizlerinin zihinsel yetilerimizi korumada olan etkilerinden bahsedilmiş. Bundan esinlenerek geçtiğimiz senelerde Ankara’da Ankara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğretim üyesi Serdar Gürbüz’le birlikte bir çalışma başlatmıştık. Bu tür çalışmalara ihtiyacımız var. Kısacası spor önemli faktörlerden birisidir.
 
-Hastanın sosyal çevreden kopuşu ve içine kapanmasının önüne nasıl geçilebilir?
Hastayı aktif yaşamın içerisinde tutmak çok önemli. Bizim toplumumuz çok vicdanlı olduğu için hasta olan kişiye iş yaptırılmaz. Halbuki Alzheimer hastalığında bu ta tersi olmalıdır. Hasta yapabildiği herşeyi yapmalı ki yetilerini yitirmesin. Ayrıca bu hastanın içe kapanmasını da önleyecektir. Birşeyler yapmasını engellerseniz sosyal hayattan kopuş da başlar. Arkadaşları veya komşuları ile görüşmeye devam etmelidir. Hasta zaten unuttuğunu fark ettiği zaman kendini soyutlayacaktır. Cesaretlendirmek gerekir. Hayata tutunduğu ucu asla bırakmasına izin vermemeli.
 
Hastanın ailesi ve yakınları için de büyük sıkıntı Alzheimer. Nasıl bir davranış benimsenmeli?
Bu hastalıktaki en önemli durumlardan birisi de budur. Hasta asla tek başına ele alınmaz. Ailesi ve yakınları ile birlikte değerlendirilir. Olması gereken hasta yakınlarına belli dönemlerde hastaya yaklaşım konularında eğitimler düzenlemektir. Çünkü yakınları şaşkınlık içinde ve ne yapacağını bilmez haldedir. Hastalığın dönemine ve hastanın semptomlarına göre gösterilecek davranış değişkenlik gösterir. Bu zamanlarda aileye aynı zamanda bir koç gibi davranması gereken hekimine danışılmalıdır. Ancak çok kısaca söyleyecek olursak bunun bir hastalık olduğunu kabullenmek gerekir. Bulguları saklamanın ya da görmezden gelmenin hem hasta hem de kendileri için bir çıkmaz yaratacağını düşünmeliler. Bundan korkmamalı ve utanmamalılar. Azheimer hastalığı olan kişiler ve yakınları da doğru yönlendirmeler neticesinde gayet kaliteli zaman geçirebilir ve hayatlarını yaşayabilirler.
 
Bugüne kadar pek çok hasta gördünüz, en sıradışı örnekler nelerdir? Bu hikayelerden bazılarını ayrıntılı olarak aktarır mısınız?
Aslında benim bu konuda bir kitap hazırlığım var. O kadar çok beni etkileyen olaylarla ve durumlarla karşılaşıyorum ki bazen onlarla ağlıyorum, bazen de birlikte gülümseyerek bakıyoruz hayata. Bu sebeple bunları kitlelere aktarmak da bana bir görevmiş gibi geliyor ve yazarak ifade etmek beni oldukça rahatlatan bir eylem aynı zamanda.

Size birkaç örnek verebilirim.

Bir hastam vardı. 70’li yaşlarında çok kibar bir hanımefendi. Eşi ile birlikte yaşıyor. Hastaya ilk tanıyı koyduğum zaman tüm hastalarıma her zaman yaptığım gibi onları da karşıma alıp konuştum. Henüz hastalığının erken evresinde olduğu için söylenenleri gayet iyi algılıyordu. Metanetle karşıladı durumu. Bunun kendisini asla yıkamayacağı, her durumda mutlu kalmasını bilen bir tarafı olduğunu belirtti bana. Eşi daha üzgün görünse de o da durumu kabullenebilecek gibi duruyordu. Yalnız eşi söyleyecek birşeyi olduğunu belirterek benden söz istedi. Eşi ve arkadaşları ile birlikte nadiren birer kadeh rakı içtiklerini, bunun onlar için önemli bir sosyal aktivite olduğunu, bundan sonra artık bunu yapmalarını yasaklayacağımı düşündüğü için üzgün olduğunu belirtti. Ben ise onlara sosyal aktivitenin bu hastalıkta ne kadar önemli olduğunu ayda yılda bir bunu yapmalarında bir sakınca olmadığını belirttikten sonra ikisinin de gözlerinden okunan sevinç görülmeye değerdi. O anda hastalığı unutup birbirlerine bakarak “Bizde hala iş varmış” dediler.
 
Beni oldukça etkileyen diğer bir hastamın hikayesinden bahsedeyim size. Biraz karışık aile ilişkilerinden dolayı anlaşılmazlık yaşanmasın diye Bayan Y olarak bahsedeceğim kendisinden. Zamanında hayatını doyasıya ve güzel yaşamış ve hala güzelliği ve zerafetinden bir şey kaybetmemiş 79 yaşında bir kadın Bayan Y... Birkaç evlilik yaşamış. İlk evliliği ilk aşkıyla olmuş. Ondan bir kız çocuğu dünyaya getirmiş. Ancak evlendiği kişinin onu, yüksek hayalleri konusunda tatmin edemeyeceğini anlayınca kızını da eşine bırakarak ayrılmış. Kızını ise babasının daha sonra evlendiği üvey annesi büyütmüş. Üvey anne ise oldukça iyi bir kadınmış. Maddi imkanları çok kısıtlı olsa da sevgiyle büyütülmüş bir kız çocuğu çıkmış ortaya. O sırada Bayan Y bir evlilik daha yapıyor. İkinci evliliğindeki eşinin maddi imkanları çok iyi. Rüya gibi bir hayat yaşıyor ancak bu arada kızını hiç aramıyor. İkinci eşinden de boşanıp Türkiye’nin ünlü iş adamlarından birisi ile evleniyor. Her gece en ünlü klüplerde kapılarda karşılanıyor. Hem parası hem müthiş güzelliği ile herkesi büyülüyor. O sırada kızı büyüyor ve kendi sosyoekonomik sınıfından birisi ile bir evlilik yapıyor ve gayet de mutlu oluyorlar. Bayan Y’den hala haber yok. Daha sonra Bayan Y’nin son eşi vefat ediyor. Son eşinin öz çocukları mirastan büyük pay alıyorlar. Bayan Y’ye düşen pay da epey büyük ama o bunu birkaç yıl içerisinde kumarda kaybediyor. Sonra yavaş yavaş Alzheimer hastalığı ortaya çıkmaya başlayınca, etrafındaki kişiler Bayan Y’nin öz kızını buluyorlar. Kendileri bakmak istemedikleri için ona bırakıyorlar. Sonra ben devreye giriyorum. Yıllarca arayıp sormadığı kızının ona nasıl baktığını gözlerimle görüyorum. Hatta öyle ki, hastam önceki hayatındaki lükse çok alışık olduğundan kızını ve ortamını hiç beğenmiyor ve onu devamlı aşağılıyor. Onu köylü bulduğunu söylüyor, eşini beğenmiyor, torununu bir defa bile sevmiyor. Kızının ise bir defa şikayet ettiğini duymadım. Bayan Y’nin son yolculuğuna kadar yanı başında kaldığına şahitim. Cenazesinde ise sadece o beğenmediği  kızı, damadı ve torunu oluyor.

NOT: Bu yazı Dr. Sevda Sarıkaya'nın Cumhuriyet Gazetesi ile 2015 yılında yaptığı röportajdan alıntıdır.