Nöroloji Uzmanı Yrd. Doc. Dr. Sevda Sarıkaya

21 Eylül Dünya Alzheimer Günü, farkındalık yaratın, unutmayın!
Nöroloji Uzmanı Yrd. Doc. Dr. Sevda Sarıkaya
Damarlar Yol Haritası Gibidir. Bizi Tedavi Edeceğimiz Organa Götürür

Damarlar Yol Haritası Gibidir. Bizi Tedavi Edeceğimiz Organa GötürürDamarlar Yol Haritası Gibidir. Bizi Tedavi Edeceğimiz Organa Götürür

Bugün ilginç bir röportaj yaptım. Yıllarca ABD’de çalışan, prestijli birçok bilimsel dergide makaleleri bulunan, halen yurt dışındaki birçok üniversite ile çalışmalarını sürdüren ve benim ısrarlarımla Türkiye’ye dönen (kadının fendi, erkeği yendinin bir ispatı daha!) bir Girişimsel Radyolog/Nöroradyolog olan eşim Doç. Dr. Başar Sarıkaya ile konuştum. Girişimsel Radyoloji yan dal eğitimi gerektiren bir alan. Ancak Türkiye’de bu alanın eğitimi henüz verilemiyor. ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde verilen yan dal eğitimi sonrası diploma alınıyor. Türkiye’de yan dal eğitimi olmadığından, Radyologların kendilerine “Girişimsel Radyolog” demelerinin önünde hukuki bir engel yok. Yan dal eğitimi alıp da Türkiye’de bu uygulamaları yapan hekim sayısı ise çok az.
 
Girişimsel Radyolojik tedaviler için “ameliyatsız tedavi” denilmesini, bir hekim olarak doğru bulmayanlardanım. Sonuçta yapılan bir işlem var ve hiçbir işlem masum değildir. Önce bununla başlayalım. İşlemler ne yolla yapılıyor?
 
Aslında benim de toplumu bilgilendirirken açıklamakta en zorlandığım konu bu. Girişimsel radyolojinin uyguladığı tedavi yöntemleri klasik anlamda ameliyat değildir. Yani genel anestezi altında, vücut bütünlüğünü bozarak gerçekleştirilen, vücutta bir kesi oluşturan ve bir organı eksilten ameliyatlardan değildir. Damar sistemi içinden veya ciltten bir iğnenin geçebileceği küçücük bir delikten işlemler gerçekleştirilir. O nedenle bu yöntemlere ameliyat değil de “işlem” adı veriyoruz. Bu işlemler genellikle günübirlik veya bir gece hastane yatışı gerektiren işlemlerdir. Bir şekilde nokta atışı tedaviler diyebiliriz.
 
Biliyorum ki girişimsel radyolojinin birçok konuda yapabilecekleri var. Ben bir nörolog olarak beyine giden damarlardaki veya beyin damarlarındaki daralmada nasıl bir işlem yaptığınızdan biraz bahsetmeni istiyorum. Seni de çok iyi biliyorum ki sana yönlendirilen birçok hastayı “Sizde bu işleme gerek yok” diyerek geri çevirmişsindir. Ne zaman gerekir bu işlem ve nasıl uygulanır?
 
Burada beyin damarlarında ani tıkanma anlamına gelen “akut inme” ile boyun ve beyin damarlarındaki ateroskleroz diye tabir ettiğimiz damar sertliğine bağlı plaklar neticesinde gelişen daralmayı ayrı ele almak lazım. Seni şu an nörolog kimliğinin dışında görerek halkın anlayabileceği bir dilde sadeleştirerek anlatmak istiyorum, o nedenle mazur görürsün diye umut ediyorum. Ama daha net ifade etmeme olanak sağlayacaksa lütfen araya gir. Akut inme dediğimiz hadise beyin damarlarındaki ani tıkanma ve beyinin bir bölümünde beslenememeye bağlı olarak gelişen bilinç kaybı, kolda, bacakta veya her ikisinde kuvvet veya his kayıpları, görme kaybı veya görme ile ilişkili sorunlar veya konuşma problemleri ve yüzde asimetri gibi bulgularla karşımıza çıkar. Bu damarlara ilk 6-8 saat içinde müdahale şansımız olabilirse, hastada herhangi bir iz kalmadan iyileşme şansı olacaktır. O nedenle zamanında müdahale ve beyin anjiyosunu yapabilecek bir merkeze ulaşma çok önemli.
 
Öte yandan ateroskleroz vücuttaki her damarı ilgilendirebilir. Şahdamarı veya beyin damarları da bu hastalıktan muaf değildir. Bugün için bu darlıklara farklı şekilde yaklaşmak en doğrusudur. Yani biliyoruz ki şahdamarındaki plaklarda enderterektomi adı verilen cerrahi yolla plağın temizlenmesi hala kabul görür bir yöntemdir. Ancak hastanın risk faktörleri yüksekse o zaman stenti daha ön planda düşünüyoruz.
 
Tabi hiçbir şey yapmadan kan inceltici ilaçlarla izlediğimiz bir hasta grubu da var. Bu hastalar genelde ya darlıkları ciddi düzeyde olmayan ya da darlık dolayısıyla herhangi bir şikayet ve bulgusu olmamış hastalardır. Tabi bir de senin takip ettiğin Alzheimerli hastaların orta-ileri evrede olanları var ki onlarda da ancak mecbur kalındığında önerilmesi gerekir.
 
Beyindeki darlıklar ise biraz daha farklı. Yapılan multisentrik büyük çalışmalarda özellikle belli yaşın üzerinde olup da beyin damarlarına stent yapılan hastaların sonuçları yapılmayanlara kıyasla daha iyi olmadığı için ancak çok dar bir gruba biz stent tedavisi öneriyoruz. Bazı istisnai hastalıklar ve durumlar haricinde beyin damarlarında bypass cerrahisi de pek mümkün olmuyor zaten.
 
Sonuç itibariyle bu hasta grubunda nöroloji uzmanı ile işbirliği ve ortak karar verme çok önemlidir.
 
Bir anne olarak en çok ilgimi çekenlerden birisi de girişimsel radyolojik yöntemlerle miyom tedavisi. Düşünsenize bir yanda rahminizin alınması ve bir daha anne olamamanız durumu söz konusu, diğer taraftan rahminizin yerinde kalabileceği ve genel anestezinin uygulanmadığı bir tedavi var. Bize biraz da bundan bahseder misin?
 
Miyomun ameliyatsız tedavisi veya miyom embolizasyonu aslında o kadar yeni bir konu değil. Dünyada 20 yıldır uygulanıyor ama orta ve uzun dönem sonuçları görülmeden pek yaygınlaşamadı. Dolayısıyla yaygınlaşması son 4-5 yıl içinde oldu diyebiliriz. Bugün için batı ülkelerinde özellikle rahimin kaybedilme olasılığı yüksek olan büyük veya yaygın miyomlarda veya adenomiyozis adını verdiğimiz (burada ise rahimin iç tabakası adacıklar halinde orta tabaka yani kas tabakası içinde yer alır) durumlarda embolizasyon çok önemli bir alternatif olarak sunulmaktadır. Fakat ülkemizde ne yazık ki bu kadar yaygınlaştığı söylenemez. Bu gecikmenin neden yaşandığı konusuna girersek çıkamayız. Ama ben kişisel olarak elimden geldiğince bu tedavi yöntemleri ile ilgili olarak gerek yazılı ve görsel basında gerekse de sosyal medyada bilgilendirmeler yapıyorum.
 
Bu vesileyle daha dün eposta yolu ile bana ulaşan bir hanımefendiyle yaşadığım diyalogtan bahsetmek isterim. Kendisi 1999 yılında miyom nedeniyle ameliyat olmuş ve rahimini kaybetmiş. Benim sosyal medya üzerindeki paylaşımlarımı görünce çok büyük bir üzüntüyle bana ulaştı ve bu yöntemin o zaman da olup olmadığını sordu. Ben o yöntemin Dünya üzerinde var olduğunu ancak ülkemizde henüz uygulanmaya başlamamış olduğunu, dolayısıyla o koşullarda en iyi tedavinin kendisine yapılmış olduğunu söyleyerek rahatlattım. Ama bugün için rahimini kaybetmek istemeyen bir hastaya embolizasyon olasılığından hiç bahsedilmemesi ve bu yöntemin yok sayılması çok üzüntü verici. Tabi bunun asıl nedeni girişimsel radyolojinin ülkemizde henüz yaygınlaşmamış olması ve tedavinin ne kadar etkin ve başarılı olduğunun kadın hastalıkları ve doğum uzmanı arkadaşlarımızca bile bilinmiyor olmasıdır.
 
Tabi bende bulunmayan bir organ olduğundan çok ilgilenmesem de prostat büyümesinin de girişimsel radyolojik yöntemlerle tedavisi olabiliyor. Bence büyük konfor, özellikle ameliyat olamayacak yaşlı hastalarda. Burada uygulanan işlem nasıl bir şeydir?
 
Prostat embolizasyonu miyom embolizasyonuna kıyasla çok daha yeni bir yöntem. Öncelikle prostat büyümesinin 50 yaşından itibaren toplumda çok sık görüldüğünü ve daha ileri yaşlarda ise daha da sıklaştığını belirtmek gerekir. Prostat büyüdüğü zaman idrar kanalına bası uygular ve mesane tam olarak boşaltılamadığından sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma veya çatallanma, idrar sırasında ıkınarak mesaneyi boşaltma zorunluluğu, sık idrar yolu enfeksiyonu gibi yakınmalar izlenir. Bu yakınmalar ileri düzeye ulaştığında ise hastanın yaşamını belirgin olarak etkiler. Örnek olarak toplum içine çıkamamaya başlar, uyku kalitesi belirgin olarak bozulabilir.
Bizim uyguladığımız tedavi aslında bir prostat anjiyosudur. Kasıktan veya el bileğinden girilerek prostat bezini besleyen damarlara ulaşılır ve milimetreden küçük partiküller ile tıkama işlemi uygulanır. Prostat bezi böylece anatomisi değişmeden küçülmeye başlar. Anatomisi uygun olan hastalarda (yani prostatın her iki tarafını da besleyen damarlara girilebildiği takdirde) gayet iyi sonuçlarımız vardı. En güzel tarafı ise hastanın günübirlik veya bir gecelik hastanede yatışıyla tedavisinin mümkün olması ve iş kaybının en az olmasıdır. Genel anestezi gerektirmediği için de hasta üzerindeki etkileri çok azdır. Özellikle senin hastaların olan Alzheimerli grupta genel anestezinin hastalık üzerindeki negatif etkilerini biliyoruz.
 
Geçtiğimiz aylarda benim bir varisimi üç dakika içerisinde yok ettin ki bunun videosunu da paylaştım sosyal medyada. Görüntüsü de ağrısı da yok oldu, her gün dua ediyorum biliyorsun J Bence bu yöntemi daha fazla insan bilmeli, çünkü varis için ameliyat olanlar var ya da yanlış tedavi uygulananlar. Neler yaptığını biraz anlatır mısın? Tabi ki her varisin tedavisi bendeki gibi üç dakika sürmeyecektir, çünkü benimki ufak bir varisti.
 
Sana uyguladığım tedavi bildiğin gibi “köpük” tedavisiydi. Yani ciltaltındaki varise dönüşmüş toplardamar yapılarını damarı tıkayıcı köpük şeklinde bir madde enjekte ederek kapatıyoruz. Seninki gibi bir alanda sınırlı varislerde bu etkili olabiliyor. Ancak altta yatan daha büyük sorunlarda ana damara yönelik ablasyon tedavisi yani yakma tedavisi gerekiyor. Bunun için lazer veya RF kullanabiliyoruz. Hasta günübirlik geliyor, 1 saat içinde tedavisini oluyor ve yine yürüyerek hastaneyi terkediyor. Hatta öğle arasında denk getirip başvuran veya işten erken çıkıp gelip tedavisini olan ve ertesi gün işine dönen hastalarımız oluyor.
 
Burada vurgulamak istediğim bir nokta, köpük tedavisinin çok sık uygulandığı ve özellikle alttaki sorun tedavi edilmeden köpüğe başvurulması başarısız sonuçları da birlikte getiriyor. O nedenle ben genellikle altta lazer ablasyon yapılması gereken bir damarsal sorun varsa mutlaka onu hallettikten sonra köpük tedavisine yöneliyorum.
 
Bana gerçekten mucizevi gelen tedavilerinden birisi de damar tıkanıklığından kesilmek zorunda olan bacakları kurtardığın hastalar. Birebir şahit olduğum için de çok net yazabilirim. Damarın içerisinden çıkardığın ve gördüğümde pek haz etmediğim kolesterol plaklarını bile gördüm. Bir daha bana onları göstermemeni rica ederek biraz bu tedaviden bahsetmeni istiyorum.
 
Aslında bacak damarlarına yönelik damar içi tedavileri başka branş hekimleri de uygulayabiliyorlar. Burada girişimsel radyolojinin temel avantajı senin de bahsettiğin gibi aterektomi gibi yeni yöntemleri uygulayabilmek ve özellikle dizaltındaki daha ince yapıdaki damarların tedavisinde ortaya çıkıyor. Bugün için klasik anlamda balon ve stentlere ek olarak, damar sertliğine bağlı plakları çıkartan, pıhtı çeken cihazlar veya ilaç kaplı stent veya balonlar ile tedavi ettiğimiz damarın çok daha uzun süre açık kalmasını sağlayabiliyoruz.
 
Bugün artık sigara, diyabetik ayak ve Buerger hastalığı gibi nedenlerle hastanın uzvunu kaybetme durumu ortaya çıktığında son bir şans tanıyabiliyoruz ve bu işlemlerle umut olabiliyoruz.
 
Tiroid nodüllerinde de uygulanan ve çok da başarılı olan RF ablasyon denilen bir yöntem var. Bu nasıl ve kimlere uygulanabiliyor, tedavi başarısı ne orandadır?
 
Tiroid nodüllerine yönelik RF ablasyon tedavisi boyutları nedeniyle bir takım şikayetlere yol açmış; ancak iyi huylu olduğu biyopsi ile ispatlanmış nodüllerde başarı ile uygulanmaktadır. En büyük avantajı genel anestezi ve kesi olmaksızın günübirlik halledilebilir olmasıdır. RF ablasyon tedavisi ile canlılığını kaybeden nodül zaman içinde küçülür ve çevre dokulara uyguladığı bası ortadan kalkar. Hastane yatışına gerek olmaması ve komplikasyon risklerinin azlığa cerrahiye karşı temel avantajlarıdır.

Bu yazı Milliyet Pembe Nar Sayfasındaki "Yüreğimden Geçenler, İçimden Yansımalar" isimli köşemden alıntıdır.